şûrâ

Line breaks: şûrâ

şûrâ ne demek? şûrâ anlamı nedir? şûrâ türkçesi nedir? türkçe anlamı ne? ingilizcesi ne?

Tam Eşleşen Sonuçlar

sura ne demektir? sura anlamı nedir? sura ingilizcesi nedir?

Definition of sura  in Turkish:

Türkçe  English  TÜRKÇE - İNGİLİZCE

1 surah.
2 One of the sections or chapters of the Koran, which are one hundred and fourteen in number. one of the sections in the Koran; 'the Quran is divided in 114 suras'.
3 A chapter division in the Qur'an, the scripture of Islam.
4 Arabic word for a chapter - used for designating the chapters of the Holy Quran.
5 A chapter of the Qur'am A chapter of the Qur'am.
6 Celestial being who enjoys the highest pleasures to be found in cyclic existence.
7 Southern Universities Research Association, based in Washington DC.
8 The 114 chapters of the Qur'an Where I have quoted the Qur'an in this writeup, I have used the suras from the Pickthall translation.
9 A chapter of the Holy Qur'an. one of the sections in the Koran; 'the Quran is divided in 114 suras'. the muscular back part of the shank.
10 this place. that place.
11 surah (a soft, twilled silk).
12 this place; that place.
13 council.

Tam Eşleşen Sonuçlar

sura ne demektir? sura anlamı nedir? sura ne anlama gelir?


Definition of sura  in Turkish:

Türkçe  TÜRKÇE - TÜRKÇE

Tam Eşleşen Sonuçlar

sura ne demektir? sura anlamı nedir? sura türkçesi nedir?

sura  kelimesinin Türkçe anlamı:

English  Türkçe  ENGLISH - TURKISH

Back to top  
1 i. (Kuran´da) sure.

Tam Eşleşen Sonuçlar

süra ne demektir? süra anlamı nedir? süra türkçesi nedir?

Osmanlıca süra  kelimesinin Türkçe anlamı

Osmanlı  Türkçe  Osmanlıca - Türkçe

Back to top  
1   Gece seyri.
2   İz, eser, işaret.
3   Müzakere, konuşma yeri, meclis, divan.
4  
  1. Konuşma yeri, istişare meclisi. Büyüklerin istişare için toplanma yeri.
  2. Meşveret için toplantı.
  3. Meşveret etme.
5   Danışıp konuşmak için toplanılan yer.
6 شورا   (Arapça) Danışma.
7   Danışma kurulu, istişare heyeti.
8 شُورٰي   İstişâre meclisi.
9   "Konuşma yeri, istişare meclisi. Büyüklerin istişare için toplanma yeri. * Meşveret için toplantı. * Meşveret etme.(Eski zamanda değiliz. Eskiden hâkim, bir şahs-ı vâhid idi. O hâkimin müftüsü de, onun gibi münferid bir şahıs olabilirdi. Onun fikrini tashih ve ta'dil ederdi. Şimdi ise, zaman cemaat zamanıdır. Hâkim, ruh-u cemaattan çıkmış az mütehassis, sağırca, metin bir şahs-ı manevîdir ki, şurâlar o ruhu temsil eder. Şöyle bir hâkimin müftüsü de ona mücanis olup, bir şurâ-yı âliye-i ilmiyeden tevellüd eden bir şahs-ı manevî olmak gerektir. Tâ ki sözünü ona işittirebilsin. Dine taalluk eden noktalardan sırat-ı müstakime sevkedebilsin.) Sünühat'tan.(Müslümanların hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyedeki saadetlerinin anahtarı meşveret-i şer'iyyedir. $ Ayet-i Kerimesi, şurayı esas olarak emrediyor. Evet nasılki, nev'-i beşerdeki telâhuk-u efkâr ünvanı altında asırlar ve zamanların tarih vasıtasiyle birbiriyle meşvereti, bütün beşeriyetin terakkiyatı ve fünunun esası olduğu gibi, en büyük kıt'a olan Asya'nın en geri kalmasının bir sebebi o şurâ-yı hakikiyeyi yapmamasıdır.Asya Kıt'asının ve istikbâlinin keşşafı ve miftahı şura'dır. Yâni, nasıl fertler birbiriyle meşveret eder
taifeler, kıt'alar dahi o şurayı yapmaları lazımdır ki, üçyüz belki dörtyüz milyon İslâm'ın ayaklarına konulmuş çeşit çeşit istibdatların kayıtlarını, zincirlerini açacak, dağıtacak meşveret-i şer'iyye ile şehamet ve şefkat-i imâniyeden tevellüd eden hürriyet-i şer'iyyedir ki, o hürriyet-i şer'iyye, âdâb-ı şer'iyye ile süslenip garp medeniyet-i sefihanesindeki seyyiatı atmaktır. İmândan gelen hürriyet-i şer'iyye iki esası emreder: $ $Yani: İman bunu iktiza ediyor ki, tahakküm ve istibdad ile başkasını tezlil etmemek ve zillete düşürmemek.. ve zâlimlere tezellül etmemek.. Allah'a hakiki abd olan, başkalara abd olamaz. Birbirinizi -Allah'tan başka- kendinize Rab yapmayınız. Yani, Allah'ı tanımayan, herşeye, herkese nisbetine göre bir rububiyet tevehhüm eder, başına musallat eder. Evet hürriyet-i şer'iyye Cenab-ı Hakk'ın Rahman, Rahim tecellisiyle bir ihsanıdır ve imanın bir hassasıdır.Eğer denilse: Neden şuraya bu kadar ehemmiyet veriyorsun? Ve beşerin, hususan Asya'nın, hususan İslâmiyet'in hayatı ve terakkisi nasıl o şura ile olabilir?Elcevab: Nur'un Yirmibirinci Lem'a-i İhlâs'ında izah edildiği gibi
haklı şura ihlâs ve tesanüdü netice verdiğinden, üç elif, yüzonbir olduğu gibi, ihlâs ve tesanüd-ü hakiki ile üç adam yüz adam kadar millete fayda verebilir. Ve on adamın hakiki ihlâs ve tesânüd ve meşveretin sırrı ile, bin adam kadar iş gördüklerini çok vukuat-ı tarihiye bize haber veriyor. Madem beşerin ihtiyacâtı hadsiz ve düşmanları nihayetsiz ve kuvveti ve sermayesi pek cüz'î
hususan dinsizlikle canavarlaşmış, tahribatçı, muzır insanların çoğalmasıyla elbette ve elbette, o hadsiz düşmanlara ve o nihayetsiz hâcetlere karşı, imandan gelen nokta-i istinad ve o nokta-i istimdad ile beraber hayat-ı şahsiye-i insaniyesi dayandığı gibi hayat-ı içtimaiyesi de yine imanın hakaikından gelen şura-yı şer'î ile yaşayabilir. O düşmanları durdurur, o hâcetlerin teminine yol açar. H.)"
;;;

Benzer Sonuçlar

surat ne demektir? surat anlamı nedir? surat ingilizcesi nedir?

surat  kelimesinin ingilizcesi:

Türkçe  English  TÜRKÇE - İNGİLİZCE

Back to top  
surat A monkey-like creature with a long prehensile tail and bat-like wings, sometimes kept as pets within the Clans Also a Clan epithet.
surat Consciousness. the hearing power of the Soul This term was formerly used in this teaching to refer to the spirit.
surat face (used deragatorily. sulkiness. face. map. mien. mug. mush. pan. puss. visage.
surat face. mug. puss. mug yüz. çehre. sour face. countenance. angry look.
surat face. countenance. mien. pan. court card. dial. kisser. map. phiz. puss. snoot.
surat ,-tı 1. face (used derogatorily). 2. sulkiness. 3. slang, playing cards (a) king, queen, or jack.

suratı asık sour-faced; grim-looking; sulky; pouting.

surat asmak to put on a sour face, look annoyed, angry, or unhappy; to sulk; to pout.

surata/

suratına bak, süngüye davran. colloq. 1. He´s/She´s as ugly as sin. 2. He´s/She´s as sour-faced/grim-looking as they come.

suratına bakanın kırk yıl işi rast gitmez. colloq. He´s a real Jonah./He brings bad luck to everyone he meets.

surat bir karış sour-faced; annoyed-looking; angry-looking; grim-looking.

suratı davul/eşek derisi brazen, shameless.

suratı değişmek 1. to take a firmer line, adopt a firmer tone. 2. for the expression on one´s face to change.

suratından düşen bin parça very sour-faced, very annoyed-looking; very angry -looking; very grim-looking.

surat düşkünü ugly, (someone) who´s not much when it comes to looks.

suratını ekşitmek to put on a sour face.

surat etmek /a/ to give (someone) a sour look; to give (someone) a sulky or pouting look.

suratına indirmek /ın/ to give (someone) a sock in the face, give (someone) one in the kisser.

suratı kasap süngeriyle silinmiş shameless, brazen.

surat (değil) mahkeme duvarı (someone) who has an extremely forbidding look on his face.

suratı sirke satmak to have a very sour look on one´s face.
sürat quickness. speed. velocity. rapidity. expedition. fastness. haste. pelt.
sürat pace. rate. speed. velocity.
sürat speed. rapidity. rapidness. velocity. celerity. speediness. quickness. swiftness. career. clip. promptitude. promptness.
sürat ,-ti speed, velocity; quickness, rapidity.

sürat koşucusu short-distance runner.

sürat motoru speedboat.
sürahi decanter. carafe. jug. dispenser. pitcher.
sürahi jug. pitcher. decanter. carafe. water-bottle. water bottle.
sürahi carafe.
şurada yonder. there.
sürahi (glass) decanter, carafe, or jug.
süratli fast. quick. rapid. speedy.
süratle speedily. fast. rapidly.
süratli express. fast. quick. speedy. rapid. express hızlı.
süratle fast. posthaste. quick. quickly. rapidly. expeditiously. promptly. fast çabucak. çabuk. hızla.
süratli fast. speedy. fastmoving. swift. express. quick.

Benzer Sonuçlar

surah ne demektir? surah anlamı nedir? surah türkçesi nedir?

surah  kelimesinin Türkçe anlamı:

English  Türkçe  ENGLISH - TURKISH

Back to top  
surah i. bir cins yumuşak ipekli kumaş.
sural s., anat. baldıra ait.
surah i., bak. sura.
sura,surah i. Kuran suresi.
suralimentation hiperalimentasyon

Benzer Sonuçlar

şûrâ-yı âliye-i ilmiye ne demektir? şûrâ-yı âliye-i ilmiye anlamı nedir? şûrâ-yı âliye-i ilmiye türkçesi nedir?

Osmanlıca da şûrâ-yı âliye-i ilmiye  kelimesinin anlamı:

Osmanlı  Türkçe  Osmanlıca - Türkçe

Back to top  
şûrâ-yı âliye-i ilmiye   * Yüksek ilmî şûrâ, yüksek ilmî kurul.
şûrâ-yı hakikiye   * Hakiki şûrâ, doğru meşveret.
şûrâ-yı şer'î   * İslâma uygun olan meşveret; İslâma uygun olan istişare müessesesi.
şûrâ-yı devlet   * Danıştay.
şûrâ-yı ümmet   * Milletin şûrâsı, Müslüman kanaat önderlerinin görüşü.
Şurab (şurâbe)   * f. Kirli ve acı su.
Mc: Gözyaşı.
şura-yı devlet   * İdare dâvâlarını veya nizamname (tüzük) hazırlıklarını inceleyip fikrini bildiren resmi daire. Danıştay.
şûrâ sûresi   * Kur'ân-ı kerîmin kırk ikinci sûresi.
şura suresi   * Kur'an-ı Kerim'in 42. suresi olup, "Hâ mim ayn sin kaf" Suresi de denir.
Şura suresi   * "Kur'an-ı Kerim'in 42. suresi olup, ""Hâ mim ayn sin kaf"" Suresi de denir."
sürâdık سرادق   * Saray perdesi.
şürabiye   * Bir şeye bakmak için boyun uzatmak.
Şürabiye   * f. Bir şeye bakmak için boyun uzatmak.
sürâtli   * Hızlı.
süradik   * (Serâdik) Saray perdesi. Padişaha mahsus sarayın veya çadırın perdeleri.
süratle   * Hızla.
şurâbe   * (Bak: ŞURAB)

İlgili Videolar

(Tam ekran izlemek için çift tıklayın)

Share this entry

Share this page

 
= trending


Sayaç
857265 kelime arandı